“Gelecekte bizi nasıl bir dünya bekliyor?”
“Benim bireysel katkım gerçekten anlamlı mı?“Çocuklarımız nasıl bir dünyada yaşayacak?”
Bu sorular tanıdık geliyorsa yalnız değilsiniz. İklim değişikliği, plastik kirliliği, orman yangınları, seller… Çevreyle ilgili haberlerle artık neredeyse her gün karşılaşıyoruz. Bir yandan dünyamızda yaşanan değişimleri takip etmek isterken diğer yandan her yeni olay daha çok endişelenmemize sebep olabiliyor. Çevresel sorunlar karşısında hissettiğimiz kaygı, korku, üzüntü, öfke veya çaresizlik duygularını tanımlamak için kullanılan “eko–anksiyete” kavramı da tam olarak bu noktada karşımıza çıkıyor.
Çevresel sorunların ve özellikle iklim değişikliğinin bugün ve gelecekte yaratabileceği sonuçlar hakkında duyulan endişe ve kaygıyı ifade eden eko-anksiyete, yaşanan gerçek sorunlara karşı verilen bir duygusal tepki olabilir. Örneğin yaz aylarında art arda orman yangını haberi görmek, yaşadığımız bölgenin de gelecekte benzer bir riskle karşılaşabileceğini düşünmemize neden olabilir. Ya da deniz kenarında yürürken plastik atıklarla karşılaşmak, “Bu atıkların ne kadarı denize ulaşıyor?” diye düşünmemize yol açabilir.
Bu duygular bazen daha kişisel bir hal de alabilir. Örneğin sürdürülebilir yaşam sürmeye çalışan bir kişi, kullandığı plastik bir ürünün ardından veya uçak yolculuğu yaptıktan sonra çevresel etkilerini düşünerek yoğun bir suçluluk hissedebilir.
Peki Neden Böyle Hissediyoruz?
Çevre sorunları diğer birçok günlük problemden farklı. Çünkü sonuçlarını her zaman hemen göremiyoruz ve çoğu zaman kontrolümüzün ötesinde olduğunu hissediyoruz.
Bir kişinin plastik kullanımını azaltması, toplu taşımayı tercih etmesi veya gıda israfını önlemesi anlamlı adımlar olabilir. Ancak aynı kişi, dünyanın farklı yerlerinde devam eden ormansızlaşmayı, büyük ölçekli emisyonları veya iklim değişikliğinin etkilerini tek başına değiştiremeyeceğini de biliyor.
Tam da bu noktada “Ben ne yapabilirim ki?” düşüncesi ortaya çıkabiliyor.
Bu düşünce zaman zaman çaresizliğe, umutsuzluğa veya çevreyle ilgili konulardan tamamen uzaklaşma isteğine dönüşebiliyor. Öte yandan, çevre haberlerini sürekli takip etmek de kaygıyı artırabiliyor. Özellikle sosyal medyada art arda yangın, sel, kuraklık veya plastik kirliliği görüntülerine maruz kalmak, dünyadaki çevresel sorunları çok daha yakın ve yoğun hissedebileceğimiz bir ortam yaratabiliyor.

Kaygı Bizi Harekete Geçirebilir Mi?
Eko-anksiyete yalnızca bizi zorlayan bir duygu olmak zorunda değil. Çevreyle ilgili endişelerimiz, dünyayı daha yakından anlamamıza ve kendi davranışlarımızı gözden geçirmemize de yardımcı olabilir.
Su kaynaklarının geleceği konusunda endişelenen biri günlük su tüketimini azaltabilir. Gıda israfını önemseyen biri alışverişlerini daha planlı yapabilir. Plastik kirliliğinden rahatsız olan biri tek kullanımlık ürünleri azaltabilir veya çevresindeki insanlarla bu konuda konuşabilir.
Ancak burada önemli bir noktayı unutmamak gerekiyor: Çevre sorunlarının sorumluluğu yalnızca bireylerin omuzlarında değil. Bireysel tercihlerimiz önemli olsa da iklim değişikliği ve çevre kirliliği gibi büyük sorunlarla mücadele; bireylerin ötesinde şirketlerin, kurumların ve kamu otoritelerinin birlikte hareket etmesini gerektiriyor.
Bu nedenle sürdürülebilir bir yaşam sürmeye çalışırken her seçimimizi kusursuz yapmak zorunda değiliz. Her plastik ürünü hayatımızdan çıkarmak, hiç uçak kullanmamak veya tükettiğimiz her ürünün çevresel etkisini hesaplamak mümkün olmayabilir. Önemli olan, kontrolümüzde olan alanları fark etmek ve yapabildiğimiz yerden başlamak.
Kendimizi Nasıl Koruyabiliriz?
Çevreyle ilgili gelişmelerden tamamen uzaklaşmak çözüm olmadığı gibi, günün her anını iklim haberlerini takip ederek geçirmek de iyi hissetmemizi sağlamayabilir. Bunun yerine;
Çevre sorunları hakkında endişelenmek, yaşadığımız dünyayı önemsediğimizi gösteren bir duygu olabilir. Önemli olan bu endişenin bizi “Artık hiçbir şeyin anlamı yok.” noktasına getirmesi değil, yapabileceklerimizi fark etmemize yardımcı olması. Çünkü sürdürülebilir bir gelecek, tek bir kişinin kusursuz seçimleriyle değil; birlikte atılan pek çok küçük ve büyük adımla mümkün.
SUYADER Gönüllüsü Başak Kaya
