
Hepimizin mutfağında benzer sahneler yaşanır: Buzdolabının arkasında unutulup buruşmuş bir havuç, bayatladığı için çöpe giden yarım ekmek ya da tabakta bırakılan birkaç lokma yemek… Bazen “Aman canım, bir domatesten ne çıkar?” diye düşünürüz. Ancak milyonlarca evin benzer alışkanlıklarını bir araya getirdiğimizde, karşımıza oldukça büyük bir sorun çıkıyor: gıda kaybı ve israfı.
Her yıl 29 Eylül’de kutlanan Uluslararası Gıda Kaybı ve İsrafı Farkındalık Günü, tam da bu alışkanlıklarımıza bakmak ve soframızdaki dönüşümü başlatmak için önemli bir fırsat. Gelin, bu ayki yazımızda tarladan sofraya uzanan bu yolculuğa birlikte bakalım.
Gıda kaybı ve gıda israfı günlük hayatta çoğu zaman birbirinin yerine kullanılıyor. Ancak aslında aralarında önemli bir fark var. Gıda kaybı, gıdanın üretimden perakende aşamasına kadar geçen süreçte kaybolması veya kullanılamaz hale gelmesiyle ortaya çıkıyor. Hasat sırasında zarar gören ürünler, uygun olmayan depolama koşulları, taşıma sırasında meydana gelen bozulmalar veya soğuk zincirde yaşanan sorunlar buna örnek olabilir.
Gıda israfı ise gıda satışa sunulduktan veya tüketicinin eline ulaştıktan sonra ortaya çıkıyor. Evde unutulup bozulan yiyecekler, restoranlarda tüketilmeyen yemekler veya ihtiyaçtan fazla satın alınan ürünler gıda israfına örnek gösterilebilir. Kısacası gıda kaybı daha çok tedarik zincirinin farklı aşamalarında, gıda israfı ise özellikle satış ve tüketimaşamasında karşımıza çıkıyor.
Sorunun nerede yaşandığını bilmek, çözümün de nerede başlaması gerektiğini anlamamıza yardımcı oluyor.
Peki bu kadar konuşmamızın nedeni ne? Çünkü çöpe giden aslında sadece yemek değil. Bir elmayı çöpe attığımızda sadece o elmadan vazgeçmiş olmuyoruz. O elmanın yetişmesi için kullanılan suyu, toprağı, çiftçinin emeğini, taşınması sırasında harcanan enerjiyi ve kullanılan diğer kaynakları da boşa harcamış oluyoruz.
Üstelik bu durum sadece ekonomik bir kayıp değil. Gıda kaybı ve israfı, çevre üzerinde de ciddi bir baskı oluşturuyor. FAO’ya göre gıdanın yaklaşık %13,2’si hasat sonrasında ve perakende aşamasına gelmeden önce kayboluyor. Bunun yanında UNEP’in verilerine göre gıdanın yaklaşık %19’u evlerde, restoranlarda ve perakende sektöründe israf ediliyor.
Çöpe giden gıdalar aynı zamanda iklim değişikliğiyle de bağlantılı. Gıda atıkları çöplüklerde parçalanırken sera gazlarının oluşmasına katkıda bulunuyor. FAO, gıda kaybı ve israfının küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %8-10’undan sorumlu olduğunu belirtiyor. Yani çöpe attığımız bir tabak yemek, aslında düşündüğümüzden çok daha büyük bir hikayenin parçası.
Bu noktada aklımıza şu soru geliyor: Peki biz ne yapabiliriz? Gıda kaybı ve israfı küresel bir sorun olsa da çözümün bir parçası olmak için her zaman büyük değişiklikler yapmamız gerekmiyor. Günlük hayatımızdaki küçük alışkanlıklarımızı değiştirmek bile önemli bir başlangıç olabilir.
Alışverişe çıkmadan önce buzdolabımızı kontrol edebilir ve gerçekten ihtiyacımız olan ürünleri alabiliriz. Yiyecekleri uygun koşullarda saklayabilir, önce bozulma ihtimali daha yüksek olan ürünleri tüketebiliriz. Artan yemekleri çöpe atmak yerine başka bir öğünde değerlendirebiliriz. Bayatlayan ekmekleri farklı tariflerde kullanabiliriz.
Aslında mutfakta “çöp” dediğimiz pek çok şey, doğru bakıldığında yeni bir kaynağa dönüşebiliyor. Sebze kabuklarından yapılan lezzetli bir sebze suyu, bayatlayan ekmeklerin un haline getirilmesi veya kalan organik atıkların kompostla toprağa geri kazandırılması gibi yöntemler, atık üretmeyen bir mutfak kültürünün kapısını aralıyor.
Dışarıda yemek yerken yiyebileceğimiz kadar sipariş vermek de önemli. Tüketemediğimiz yemekleri uygun olduğu durumlarda paket yaptırarak daha sonra değerlendirebiliriz. Burada önemli olan kendimizi suçlamak değil, alışkanlıklarımızı fark etmek ve değiştirmeye çalışmak. Çünkü gıda israfını azaltmak yalnızca tüketicilerin sorumluluğu değil. Üreticilerden işletmelere, marketlerden kamu kurumlarına kadar herkesin bu konuda yapabileceği şeyler var.
Peki, biz günlük hayatımızda gıdayla nasıl bir ilişki kuruyoruz? Ne kadarını tüketiyor, ne kadarını farkında olmadan heba ediyoruz? Belki de bu soruların cevabını görmek için küçük bir testle başlayabiliriz.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), gıda kaybı ve israfı konusunda farkındalık yaratmak için Food Loss andWaste Challenge adında interaktif bir test hazırlamış. Gıda israfı hakkında ne kadar bilgi sahibi olduğunuzu merak ediyorsanız, bu küçük teste göz atabilirsiniz. Testi çözerken hem bildiklerinizi hatırlayabilir hem de daha önce hiç düşünmediğiniz bazı bilgilerle karşılaşabilirsiniz. Belki de mutfağımızdaki bazı alışkanlıklara bundan sonra biraz daha farklı bakmamızı sağlayacak küçük bir başlangıç olur.
FAO Food Loss and Waste Challenge testine buradan katılabilirsiniz.
Küresel ölçekte gıda kaybı ve israfıyla mücadele etmek devasa bir hedef gibi görünebilir. Ancak unutmayalım ki en büyük küresel değişimler, bireylerin kendi yaşam alanlarında başlattığı sessiz dönüşümlerle beslenir. Sürdürülebilir bir yaşam, tek bir kişinin her şeyi kusursuz yapmasıyla değil; milyonlarca insanın küçük adımları birlikte atmasıyla mümkün. Mutfağımızda başlattığımız bu küçük özen, zamanla ailemize, çevremize ve topluma yayılan bir dalgaya dönüşüyor.
Test sonucunuzu veya mutfağınızda artanları değerlendirmek için bulduğunuz pratik bir yöntemi bugün yanınızdaki biriyle paylaşarak ilk adımı atabilirsiniz. 29 Eylül’ü sadece bir takvim günü olarak değil, gıdaya ve ardındaki emeğe gösterdiğimiz saygıyı çoğaltacağımız ortak bir başlangıç olarak görelim.
Çünkü tabağımıza sahip çıkmak, yalnızca bugünkü soframızı değil; yarının doğasını ve geleceğimizi de korumaktır.
Suyader Gönüllüsü Özge Yılmaz
