Limit Aşım Günü, Sürdürülebilirlik ve İklim Adaleti

Limit Aşım Günü, mevcut küresel doğal kaynak kapasitesi göz önünde bulundurularak ülkelerin doğal kaynakları bir yıllık periyotta ne kadar erken bitirdiğini gösteren bir tarihtir. Tarihler ülkeler için ayrı ayrı hesaplanır ve tüm Dünya için bir ortalama oluşur. Hesaplama ise Dünya’nın mevcut biyokapasitesinin ülkenin kişi başına düşen ekolojik ayak izine bölünmesi ve 365 gün ile çarpılması ile hesaplanır.

(Dünya’nın Biyokapasitesi / Ekolojik Ayak İzi) x 365 = Limit Aşım Günü

Bu hesaplama sonucu 2026 yılı Global Limit Aşım Günü 30 Temmuz olarak hesaplanmıştır. İnsanlık 30 Temmuz’a kadar Dünya’nın kaynaklarını tüketirken geri kalan 154 günde var olmayan 0.7lik bir Dünya’yı, bir başka deyişle gelecek nesillerin kaynaklarını tüketmektedir. Türkiye’nin Limit Aşım Günü ise Dünya ortalamasından daha erken bir tarihte, 6 Haziran’da. Yani Türkiye kaynaklarını 6 Haziran’da bitirdi ve geri kalan 208 günde 1.3lük var olmayan Dünya’yı kullanıyor.

Biyokapasiteyi ve ekolojik ayak izi kavramlarını anlamak sıralamalardaki örüntüleri daha net görebilmek faydalı olabilir. Biyokapasite; gezegenin, ülkenin ya da bir şehrin orman arazileri, otlak alanları, tarım arazileri, balıkçılık alanları ve yerleşim bölgelerini temsil eder, hektar ile gösterilir. Ekolojik ayak izi ise nüfusun tarım ürünleri, hayvancılık ve balıkçılık ürünleri, orman ürünleri, kentsel alan ve fosil yakıt emisyonlarını absorbe edecek orman ihtiyacını temsil eder, hektar ile ölçülür.
Limit Aşım Günü listesinde kaynakları en hızlı tüketen ülkeler sırasıyla Katar, Lüksemburg, Singapur, Kuveyt, Moğolistan, Kanada ve Birleşik Arap Emirlikleri yer almaktadır. Tunus, Nikaragua, Ekvador, Kamboçya ve Honduras listenin sonunda yer alırken; Bangladeş, Nijerya, Nepal, Etiyopya ve Tanzanya tüketimleri küresel biyokapasitenin altında kaldığından Limit Aşım Gününe sahip değildir.
Zengin ve Küresel Kuzey’de yer alan ülkeler listenin başındayken; Küresel Güney’in zengin olmayan ülkeleri listenin sonunda yer almış, bazıları listede bile bulunmamıştır. Fosil yakıt üretimi, sanayileşme, düşük nüfus, yüksek gelir ve hayvancılık faaliyetleri gibi çeşitli etkenlerle kaynak tüketen ülkeler zirveye yetişmektedir.
Listenin alt sıralarındaki ülkelerin durumu, sürdürülebilir bir yaşam tercihi değil, yapısal gerçeklerin bir sonucudur. Ekolojik ayak izinin bu denli düşük olması, çevresel bilinçten ziyade ekonomik ve yapısal kısıtlamalarla açıklanabilir. Nüfus yoğunluğu yüksek olan bu ülkelerde; ya küresel üretim zincirindeki “ucuz iş gücü” rolü nedeniyle kişi başına düşen tüketimin kısıtlı kalması ya da tarımsal ekonominin getirdiği enerji yoksulluğu, bu verilerin temelini oluşturmaktadır. Dikkat çekilmesi gereken bir diğer önemli kavram olan iklim adaletsizliği; ekolojik yıkıma ve iklim krizine en az neden olan ülkelerin, bu krizden en çok etkilenen taraflar olması durumudur. Bu adaleti sağlamak adına von Weizsäcker (2022) “bütçe yaklaşımını” önerir. Her ülkeye kişi başına eşit emisyon izni verilmesini savunan bu yaklaşıma göre; tarihsel süreçte dünyayı daha fazla kirletmiş olan sanayileşmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelerden emisyon hakkı satın almalı ve böylece küresel bir adalet zemini oluşturulmalıdır.
Bu adaletsizliğe Limit Aşım Günü bağlamında baktığımızda ise bazı ülkelerin kendilerine düşen kaynak payını kendi halkları için kullanamaması; günümüzdeki ekonomik, toplumsal cinsiyet tabanlı, dini ve ırksal pek çok eşitsizliği daha da derinleştirmektedir.


Listenin üst sıralarında, günümüzde sürdürülebilirlik lideri olarak görülen İsveç, Finlandiya, Avusturya ve İsviçre gibi Avrupa ülkelerinin yer alması dikkatinizi çekmiştir. Peki bu liderlik iddiaları birer yeşil aklama (greenwashing) kampanyasından mı ibaret? Cevap hayır; ancak bu çelişkiyi yaratan önemli sebepler var.
İlk olarak, sürdürülebilirlik; çevresel, sosyal ve ekonomik olmak üzere üç boyuttan oluşur. Bahsi geçen ülkeler geri dönüşüm politikaları, karbon nötr hedefleri ve yenilenebilir enerji gibi ekonomik ve politik alanlarda öne çıksa da, Limit Aşım Günü yalnızca çevresel boyutu ölçer. Dolayısıyla tek başına bir ülkenin sürdürülebilirliğini belirlemede yetersiz kalır. İkinci olarak bu hesaplama, ülkelerin kendi iç biyokapasitelerini ve ağaç dikme gibi karbon dengeleme faaliyetlerini göz ardı eder. Ayrıca yüksek gelirli bu ülkeler, tükettikleri ürünleri Küresel Güney’den ithal ederek kendi Limit Aşım Günlerini öne çekmektedir. Nitekim Global Efficiency Intelligence’ın araştırması (2022), gelişmiş ülkelerin tüketim bazlı emisyonlarının üretim bazlı emisyonlarından sistematik olarak daha yüksek olduğunu; yani karbon yükünü başka ülkelere devrettiklerini kanıtlıyor.

Üçüncü bir neden ise yeşil yatırımların başlangıçta yüksek kaynak gerektirmesidir. Bu yatırımlar kısa vadede ayak izini artırsa da uzun vadede bunu amorti eder. Örneğin bir rüzgar türbini, üretim sürecinde harcadığı karbonu ortalama 6 ayda telafi edip sonraki 20-25 yıl boyunca neredeyse sıfır emisyonla enerji üretebilir.

Limit Aşım Günü’nün amacı ülkeleri suçlamak ya da aklamak değildir; ancak ortaya koyduğu temel gerçek tartışmaya kapalıdır: Dünyamızın kaynakları sınırlı ve biz bu sınırların çok üzerinde tüketim yapıyoruz. Asıl mesele hangi ülkenin bu sınırı erken ya da geç aştığı değil, tüketim alışkanlıklarımızı bu sınırlara nasıl uyumlu hale getirebileceğimizdir.

SUYADER Gönüllüsü Akın Akşamoğlu

Referanslar

Global Footprint Network, “About Earth Overshoot Day” — overshoot.footprintnetwork.org

 

Global Efficiency Intelligence. (2022). Embodied carbon in trade: Carbon loophole.https://www.globalefficiencyintel.com/2022-embodied-carbon-in-trade-carbon-loophole

 

von Weizsäcker, E. U. (2022), “The Anthropocene turns out to be a disaster… What do we do now?” — doi.org/10.1007/978-3-030-74458-8_1

Yale Climate Connections, “What’s the Carbon Footprint of a Wind Turbine?” (2021) — yaleclimateconnections.org

Leave A Comment